Kapıyı açıp içeri girdim. Dışarının sıcak havasına karşın içerisi serindi ve ilk anda bu serinlik adamın yüzüne çarpıyordu. Kaynanam peşimden girince kapıyı kapayıp sigortaları ve vanayı açtım. Kapıdan küçük bir antreye oradan da salona geçiliyordu. Köşesinde büyük bir şömine olan salona göz gezdirdi Solmaz anne ayakkabılarını çıkartırken. Ancak, “Çıkartma çıkartma, geç öyle, bir şey olmaz!” dediğimde ürkekçe salona adım attı. Bense ayakkabılarımı çıkarıp babamın ayakkabılıkta duran terliklerini geçirdim ayağıma.

“Ay çok güzelmiş!” dedi. “Burası senin de evin, öyle misafirmişsin gibi bakma, artık istediğin zaman geleceksin buraya!” dediğimde yüzüme bakıp, “İnşallah!” dedi. Perdeler çekiliydi, salonun içi loştu. Solmaz anne mutfağa geçip yeni dolaplarına baktı tek tek, sonra da tekrar salona dönüp köşede duran şöminenin yanına gitti.

Çıplak parkelere bastıkça ayakkabılarının kalın topuklarının çıkardığı sesler salonu çınlatıyordu. “Bu yanıyor mu?” diye sorunca, “Yanıyor tabii, süs diye yaptırmadık onu. Ama yazın yakamıyoruz. Kışın geldiğimizde yakarız!” diyerek yanıtladım. İkinci el eşya ticareti yaptığım için evin tüm eşyalarını ben almış, tamamlamıştım. Bulduğum sıfır ve temiz ikinci el eşya ve malzemelerle evi doldurmuştum. Evin tek bir eksiği bile yoktu. Yeniden mutfak kısmına geçti, mutfak tezgâhının üzerindeki dolabın kapaklarını ve altındaki çekmeceleri açtı. “Mutfak robotu bile varmış!” dedi hayretle.

Yanına gittim ve elinden tutup kendime çektim hızla. Dudaklarından öpmeye çalışırken kaynanam bu ani hareketim karşısında heyecanlanıp geriye çekti kendini. “Ne oldu, istemiyor musun?” diye sordum. “Şey, böyle hemen yapınca korktum!” dedi kızaran yüzüyle. Sesi de titriyordu. “Korkma, harika saatler bizi bekliyor, korkacak bir şey yok!” dedim ve bu kez daha nazik olmaya çalışıp belinden kavradım.

Nazikçe dudaklarını öpmeye çalıştım, ama kaynanam dudaktan öpüşme konusunda acemi olduğunu hemen belli etti, yada heyecandan yapamadı. “Dudaklarını serbest bırak, arala ağzını, rahat ol!” dediğimde utangaç bir gülümsemeyle, “Tamam!” dedi. Yeniden kendime çektim ve bu kez dediğim gibi araladığı dudaklarını hafifçe emmeye başladım.

Karımın annesi, kaynanam, şimdi kollarımın arasında, dudakları da dudaklarımdaydı. Islak ve ateş gibi yanan etli kırmızı dudaklarını emiyordum. Karımın ince dudaklarına karşın annesininkiler etliydi. Kızının ateşli bir şekilde katıldığı öpüşme olayına annesi yabancı kalmıştı genç bir kız gibi. Ama çok hoşuma gitti bu durum. Alt dudağını sonra da üst dudağını yavaşça, onu ürkütmemeye çalışarak emiyordum. Islak dilimi araladığı ağzına soktuğumda önce ne yapacağını bilemedi, “Sen de dilini uzat!” dediğimde ürkekçe uzattı dilini.

Sıcak ve hızlı nefesleri yüzümü yakıyordu. Belinden kavramıştım sıkıca. Solmaz annenin dilini emiyordum yavaşça. Bir süre devam ettikten sonra, “Şimdi aynısını sen yap!” dedim ve uzattım dilimi. Kaynanam dudaklarını araladı ve dilimi emmeye başladı. Harika bir duyguydu bu. Kızının ilk zamanlarındaki acemiliği ve çekingenliğini şimdi annesinde görüyordum. Oysa annesi 25 yıl evli kalmış, 42 yaşında bir kadındı.

Bütün bunlar olurken altta yarağım sertleşmişti. Üzerimdeki baksır ve kot pantolonumu delmeye çalışıyordu sanki. Üzerindeki feracesini yukarı sıyırdım ve karımın ona verdiği ince kumaştan yapılmış kot pantolonunun altındaki dolgun götünü avuçladım. O an başka bir âleme geçer gibi oldum, adeta yarağım amına girmeden kaynanam beni boşaltmıştı.

O ise dilimi nazikçe emmeye devam ediyordu, gözlerini kapamıştı. Götünü yeniden ama daha sertçe avuçladım, karımınkilerden daha büyük ve etli göt yanaklarını hissettim, okşadım uzun uzun. Üzerindeki feracenin fermuarını tutup açtım, “Çıkart şunu!” deyince utangaç bir kız edasıyla bakıp çıkardı ve mutfağın tezgâhı üzerine bıraktı.

Yeniden kendime çektim ve dudaklarını emerken götünü de avuçladım. Zaman ilerledikçe acemiliğini üzerinden atar gibi oldu kaynanam ve öpmelerime karşılık vermeye başladı. Boşta duran elleri de belimde ve sırtımda gezinmeye başladı. “Çok güzelsin, birbirimizi çok mutlu edeceğiz, senden çok hoşlanıyorum!” dedim ve yanaklarını öptüm uzun uzun.

Başındaki güneş gözlüklerini tezgâhın üzerine koydum, şalını açtım, altında yine siyah parlak bir bone vardı. Benden önce davranıp çıkardı bonesini ve şalla birlikte tezgâhın üstüne koydu. Kumral uzun saçlarını tepesinden bir tokayla bağlamıştı. Tokayı da açınca saçları sırtına döküldü. Onları ellerimin arasına aldım, okşadım, yumuşak ama biraz yağlanmıştı saçları. “Çok güzelsin!” dediğimde utandı ve “Öyle miyim?” dedi. “Öylesin, hem de çok güzelsin!” dedim yeniden.

Yanaklarını ve boynunu öperken o da ellerini sırtımda ve belimde gezdiriyordu. Benim ellerimse yine götünü avuçlamakla meşguldü. Yarağım kalkmıştı iyice. “Beni sertleştirdin, erkek olduğumu hissediyorum yanında!” dedim kulağına fısıltıyla. Yutkundu, sol elini tuttum ve “Ellemek ister misin?” dedim. Gözlerinde gerdek gecesindeki Arzu’nunkilerin aynısı bir bakış vardı.

Elini pantolonun üzerinden yarağıma değdirdim, alt dudağını ısırdı ilk anda. Elimi çektiğimdeyse kendisi bu kez elini yarağım üzerinde acemice gezdirdi. Belinden tuttum ve şaşkın bakışları arasında onu kaldırıp mermer tezgâhın üzerine oturttum. Ama kaldırırken bayağı zorlandım. “Ayyy!” diye şaşkınlığını belirten bir ses çıkardı ama hemen ardından güldü.

Sandığımdan daha ağırdı. “Kaç kilosun sen?” diye sordum. “80!” dedi gülerek. Hayretle, “Hadi be, o kadar var mısın sen?” dediğimde, “Benim kemiklerim güçlüymüş, kemiklerim ağır!” dedi yanıt olarak. 1.70 boyunda ve 80 kiloydu. Benden 15 kilo hafifti sadece. Arzu’dan 25 kilo daha ağırdı, ama boyu ondan kısa olmasına rağmen aralarında 25 kiloluk bir fark olduğunu anlamak pek mümkün değildi. Dediği gibi kemik ağırlığının fazla olduğu anlaşılıyordu, şişman ve göbekli bir kadın değildi çünkü.

“Bacaklarını aç biraz!” dedim ve ayırdığı bacaklarının arasına geçtim. “Dudaklarını ayır!” dediğimde ise araladığı dudaklarını emmeye başladım. Dizlerimi kırmış, öne doğru eğilmiştim biraz. Solmaz anne de siyah saçlarımı çekiyordu.

Geriye çekildim ve ona baktım bir süre. Saçlarını okşadım tekrar. Pantolonun önü iyice kabarmıştı artık. Elini uzatıp önümü okşamasını istedim. Sağ eliyle okşarken ben de gömleğinin düğmelerini çözmeye başladım. İnce mavi gömleğin altına beyaz, ince askılı bir atlet giymişti. Gömleğin uçlarını pantolonun içinden çıkardım. Ardından da yakasını sıyırdım aşağı, çıkarttım kollarından ve açığa çıkan beyaz boynunu, yuvarlak omuz başlarını öpmeye başladım.

Atletini sıyırdım yukarı, başının üzerinden çıkarttı. Koyulaşmış ama tıraşlı ve temiz koltuk altlarından deodorant kokusu geliyordu. Krem renkli sutyeni memelerini taşımakta zorlanıyordu. Sutyenin askıları beyaz omuzlarında derin izler yapmıştı. Elimi atıp sutyenin kopçasını açmaya çalıştım, ama olmayınca kaynanam ellerini arkaya attı. Deneyimli olduğu için kopçayı hemen açtı, sutyenini ise ben tutup çıkardım.

Fotoğraflarda ve bilgisayar ekranında gördüğüm memeleri şimdi kanlı canlı karşımdaydı. Sanki daha önce görmemiştim onları, hayatımda ilk defa kadın memesi görüyormuşum gibi heyecanlandım. “Memelerin çok güzel!” dediğimde gülümsedi ve “Artık onlar senin!” dedi. Gerçekten de memeleri artık benimdi. Sadece memeleri değil, amı ve götü de benimdi, tüm vücudu, her bir kıvrımı ve noktası benim olacaktı.

Memelerini avuçladım ve bir süre sıkıp yoğurdum. Kaynanamı mümkün olduğunca tava getirmekti amacım. Bir an önce sikmekten kaçınıyordum. Kendine hâkim olmasını bilen, güçlü bir erkek olarak görmeliydi beni. Etli pembe meme uçlarını emmeye başladığımda kaynanamın dudaklarından derin bir hırıltı tüm salona yayıldı. Her iki meme ucunu emiyor, onları ellerimle hamur gibi yoğuruyordum. Kızını yıllar önce küçük bir bebekken besleyen memeleri şimdi onun kocasına zevk ve tat veriyordu.

Etli meme uçları emmelerim ile şişiyordu. Kaynanam saçlarımı çekiyordu bu sırada. Bacaklarında kasılmalar oluyordu sanki. Beni her iki yönden bacaklarıyla sıkıştırıyordu. Sonrasında daha rahat edebilmek için ellerini geriye atıp tezgâhın üzerine koydu. Memelerini deli gibi emiyordum. Dilimi çıkarıp dondurma gibi yalıyor, sonra da vakumlayıp içime çekiyordum.

Daha fazla devam edemeyeceğimi anladığımda pantolonumu çıkardım. Baksırın önü ıslanmıştı. Onu da çıkarınca yarağım tüm ihtişamıyla kaynanamın karşısına çıktı. Bakışları bir anda yarağıma kayarken yeniden memelerine yumuldum. Onları emdim, ama kaynanamın aklının yarağımda olduğunu biliyordum.

Geriye çekildim ve elini tutup, “Ellesene!” dedim. Solmaz anne öne doğrulup sağ elini korkak bir şekilde uzatıp yarağımın kafasına dokununca dudaklarını ısırır gibi oldu. Sert ve iyice şişmiş yarağımı ellerken ben de meme uçlarını parmak uçlarımla sıkıyordum. Kaynanamın amatör okşayışları sonrası sıra başka bir aşamaya gelmişti. Ama o an çalan telefon birden Solmaz annenin, “Hiii!” diye ufak bir çığlık atıp elini hızla çekmesine sebep oldu.

“Korkma, telefon çalıyor sadece!” dedim. Çalan onun telefonuydu. Eskimiş ve yer yer soyulmuş siyah deri çantası hemen yanında tezgâhın üzerindeydi. Titreyen parmaklarıyla çantasını açıp telefonuna baktı. “Kim bu?” diyerek telefonu aldı, heyecanlı bir sesle, “Aloo?” dedi. Arayan oğlu yani kayınbiraderimdi.

“İyiyim oğlum, sen napıyon, haa, yok, iyi iyi. Yok oğlum ne olsun, iyiyim. Sen nasılsın? Nasıl geçiyor zaman? Arkadaşların nasıl? Komutanların nasıl? İyi davranıyorlar mı sana? İyi misin? Var mı bir isteğin? Hee, bizim komşu var ya Hacer abla ona geldim, o da iyi, çay içiyoz. Onun da selamı var sana… Hee, iyi o da, arkadaşının kızının yaş günü varmış oraya gitti bugün. Kızlar da iyi, var mı bir ihtiyacın? Enişten şey dedi, yemin törenine gideriz beraber dedi, he valla oğlum, kendi dedi… Sen ne zaman olacak onu de, biz geliriz… Arzu da gelir ama kızlar var, onları alırlar mı içeri, onlarla nasıl olur bilmem… Olmazsa da ben eniştenle gelirim… Ne olacak oğlum adamın arabası var, atlayıp gelirim… Hee… Kurban olurum ben sana… Tamam yarın açarız kamera görürüm seni, sen başka bir şey istiyon mu, paran maran var mı? Oğlum yoksa söyle bak, o hesap numarası vermiştin, oraya gönderirim… Dün Arzu da dedi abimin parası var mı diye, hesap numarasını verdim ona, Pazartesi hesabına yatırırım ben bankadan dedi… Oğlum niye ayıp olsun, o yabancı mı, senin kardeşin, sen gittiğin gün nasıl ağladı kız görmedin mi… Eniştenin haberi olsun ne olacak, sen de şu adamı bir türlü sevemedin gitti… Neyse, iyi tamam, yarın gene konuşuruz, kurban olurum sana, öpüyorum, iyi bak kendine yavrum, tamam, söylerim, Aleykümselam, sen de, hadi öpüyorum…” diyerek uzun konuşmasını sonlandırdı.

Konuşurken gözleri benim üzerimdeydi. Telefonu yeniden çantasına koydu, derin bir nefes alıp verdikten sonra çekingen bir sesle, “Arzu dün akşam hesap numarası istedi, abime para gönderirim demişti!” deyince, “Tamam, göndersin ne olmuş?” dedim. “Yok, şey yani senden habersiz gönderecekti, onun için…” dediğinde, “Allah aşkına bunun için mi kızacağım ben. Göndersin, hatta bana versin hesap numarasını ben internetten gönderirim, bankaya gitmeye gerek yok. Bankadan yatırınca çok masraf alıyorlar!” dedim karşılık olarak.

Kaynanamın yüzü güldü sözlerim karşısında, ama bu küçük ara sonucu sevişmemiz yarım kalmıştı. Ona, “Şu pantolonunu çıkartalım, böyle olmayacak!” dedim, ancak kaynanam, “Şey, Orhan burada mı yapacağız? Bu evin odası yok mu?” diye sordu. “Var, odalar yukarıda!” dedim. “Ben alışık değilim böyle açıkta yapmaya!” dedi utanarak. “İyi, gel bakalım!” dedim ve yine belinden tutup aşağı indirdim. “Arzu’yla aklımıza gelen her yerde yapıyoruz, onun için yatak odasına gitmek aklıma gelmedi!” dediğimde cevap vermedi, ama bakışlarından kızını kıskandığını anlıyordum.

“Biraz kilo ver, ayı gibi olmuşsun!” dediğimde, “Öyle çok yediğim yok benim, dedim ya kemiklerim güçlü!” diye yanıtladı. Sonra da, “Sen bir de Kader’i gör!” dedi. “Bırak şimdi Kader’i!” dedim ve elinden tutup dar ahşap merdivenlerden çıkmaya başladık. Benim belden aşağım çıplaktı, onun da belden yukarısı…

Yukarı katta üç tane yatak odası vardı. Annemle babamın yatak odası ile bizimki yan yanaydı. Bizimkinin karşısında ise ablamla eniştemin yatak odası bulunuyordu. Kaynanam üstü çıplak olduğu halde her bir odaya ve banyolarına baktı.

Sonra da bizim yatak odasına girdik. Odanın stor perdesi çekiliydi. Loş bir karanlık vardı içerde. Odada çok eski ama çok da sağlam ahşap bir yatakla küçük bir gardırop vardı. Yatak ve dolabı da ikinci el olarak almıştım. Hatta hazır yatak da çıkmaydı, Amerikan malı bir yataktı ama bizim sıfır satılan yerli yataklardan daha sağlam ve kaliteliydi. Bunun yanında kızlar için iki beşik almıştım ve pencerenin iki yanında duruyorlardı.

Yatak örtüsünü çekip açtım. “Arzu ile bu yatakta çok sağlam sikişler yaşadık, şimdi sıra seninle yaşamaya geldi!” dediğimde yüzünün şeklinden yaşadığı heyecanı hemen anladım. Ben soyunurken o da önce ayakkabılarını çıkarıp pantolonunu indirdi. Açık ten rengi külotlu çorap giymişti. Külotlu çorabı sıyırdı bacaklarından ve çıkardı. Onun da altında kırmızı ve beyaz renkli kasıklarını sıkan slip külotu vardı. Onu da çıkarınca çıplak kaldı. Bense en son çoraplarımı da çıkardım ve yatağa uzandım.

Kaynanam halen ayakta dururken, “Ne duruyorsun, gelsene!” dedim elimi uzatıp. Elimden tutarak yatağa uzandı. Yatak soğuk olduğu için, “Uuuu, çok soğukmuş!” dedi gülerek. “Merak etme, ben seni ısıtırım!” dedim ve hemen sarıldım. Dolgun, beyaz vücudunu bir süre okşadım, avuçlarımda, ellerimin altında çıplak etini hissettim.

Daha rahat olmak için sırtüstü uzandı. Ardından aşağıda yaptığımız gibi dudak dudağa öpüşmeye başladık. Kaynanam yatakta daha serbest hareket etmeye başlamıştı. Sağ elimle memelerini okşuyordum bu sırada. O ise sağ elini aşağı atmış, yarağımı kavramıştı. Dudaklarını emdim, yanaklarını, boynunu yaladım uzun uzun. Kulak memelerinde derin birer yarığa dönüşmüş küpe delikleri vardı. “Küpen yok mu, takmıyor musun?” diye sordum. “Altın küpelerim vardı, Tufan’ın okul taksiti mi kredisi mi ne vardı, benden para istemişti, o zaman bozdurmuştum…” diye yanıtladı. “Merak etme, ben daha güzellerini alacağım sana!” dedim ve kulak memelerini emdim bir süre.

Memelerindeki elimi aşağılara kaydırdım. Karnının kalın, yağlı etlerini sıkıp yoğurdum önce, sonra da etli amını avuçladım. Amı çoktan sulanmıştı. Öpüşmemizin arasında, “Amın sulanmış!” deyince, “Evet!” dedi fısıldayarak ve dudaklarıma yumuldu. Amının dudaklarını bir süre okşadıktan sonra orta parmağımı yavaşça içine soktum. Derin bir, “Hığhhh!” sesi çıktı ağzından.

Amının içi vıcık vıcık olmuştu. Parmağım sıcacık amında gidip gelirken kaynanamın öpmeleri daha ateşli bir hal almıştı. Dudaklarımı deli gibi emiyordu. Saçlarımı okşuyor, yanaklarımı öpüyor, boynumun etlerini de dudaklarım gibi emiyordu. Parmağımı amında yarak gibi kullanıyordum. Amının ıslaklığı her geçen saniye artıyordu bu sayede.

Onun beni öpmeyi bıraktığı bir anda memelerine yumuldum. Etli meme uçlarını emerken kaynanam derin zevk hırıltıları eşliğinde kasılmaya başladı. Bacaklarını karnına çekiyor, kalçalarını kasıyordu. Parmağımı bir hızlı bir yavaş şekilde sokup çıkartmaya devam ettikçe onun boşalmaya adım adım yaklaştığını görüyordum.

Meme uçlarını bir emip bir ısırıp çekerken, onun zevkten dört köşe bir halde ellerini yatağın kenarına atıp çarşafı çekiştirdiğini görmek beni daha da keyiflendiriyordu. “Iğhhhh, ımmm, uhhhh!” sesleri eşliğinde gözlerini kapatmış ve tavana dikmişti. Vücudunun her bir noktası geriliyor, kasılıyordu. Kaynanam kameranın karşısında kendi kendini tatmin etmesinden sonra bu kez de damadı sayesinde boşalmanın verdiği keyfi, hazzı yaşıyordu.

Kasıklarının arasında sıkışıp kalmıştı elim, ama onu boşaltmış olmanın verdiği keyfi duyuyordum. Yavaşça ayırdı bacaklarını. Parmağımı ıslak ve kızgın amından çıkardım, yapış yapış olmuştu. Yüzü kızarmış, saç diplerine kadar terlemişti.

Yanına uzandım. Aldığı derin ve güçlü nefeslerle göğsü inip kalkıyordu. Başımı memelerinin üzerine koydum. “Nasıldı?” dediğimde, “Çok güzeldi!” dedi saçlarımı okşayarak. “Bu tadı almayalı çok zaman olmuştu!” dedi gülümseyerek. Başımı kaldırıp gözlerine baktım, dudaklarının üzerine küçük bir fiske vurup, “Daha yeni başladık, dur bakalım!” dedim.

Kaynanamın buna cevabı, “Çişim geldi, benim tuvalete gitmem gerek!” oldu. O hızla banyoya geçerken ben de ellerimi başımın altına koyup tavanı seyrettim. Gündüz vakti dışarda gıdaklayan tavuklarının sesi geliyordu yine. Onun dışında birkaç araba sesi duydum sadece. Yazlıkçı sezonu henüz açılmadığı için sessizdi etraf.

Birkaç dakika sonra kaynanam geldi. Yarağım inse de sertliğini koruyordu halen. Gözlerini oraya kaydırdı, ne yapacak diye bakıyordum. Acaba yarağımı tutacak mı diye bekledim, ama o yanıma uzanıp başını göğsüme koydu. Bir süre o şekilde kaldık, ben de bu arada saçlarını okşadım. Arzu’nun dediği gibi saç diplerinde yer yer beyazlıklar oluşmuştu.

“E, hadi bakalım, buraya böyle uzanıp yatmaya mı geldik?” dediğimde doğrulup baktı. Kollarından tutup sırtüstü uzandırdım. “Bacaklarını aç bakalım!” dediğimde dizlerinden büktüğü bacaklarını ayırdı iki yana. Bu arada gözleri üzerimdeydi. Ben yarağımı sıvazlarken, “Şu şeyden takmayacak mısın?” diye sordu. “Neyden?” diye sordum şaşırarak. “Hani var ya erkekler takıyor…” deyince, “Prezervatif mi?” dedim. “Hee, ondan, adını söyleyemiyorum, ondan takmayacak mısın?” dedi başını sallayarak.

“Niye ki?” diye sordum merakla. “Şey, ben halen her ay adet görüyorum, kesilmedim daha. Yani hamile kalma durumum var…” deyince, “Yanımda yok, almayı da akıl etmedim!” dedim. Kaynanamın buna cevabı, “Tamam ama çok dikkatli ol Orhan!” oldu. “Tamam, dikkat ederim, merak etme!” diyerek karşılık verdim.

Bu sırada yarağımı iyice sertleştirmiştim. Kaynanam da gözleri üzerimde, sol eliyle memelerini okşarken sağ eliyle de amını ovalıyordu. Dizlerimin üzerinde doğrulup bacaklarının arasına yerleştim ve sonra öne doğru eğildim. Yarağımın kafasını kaynanamın yeni tıraş ettiği amının üzerine sürttüm. Bundan büyük keyif aldı. Dudaklarını ısırıp emiyordu. Bir süre daha yarağımı amının etli dudaklarına ve üzerine sürttükten sonra yavaşça bastırmaya başladım.

Başını arkaya atıp gözlerini kapayarak, “Ihhhh!” diye bir inilti çıkardı. Dudaklarını emerken yarağım amına daha çok girdikçe boyun damarlarının şişip ortaya çıktığını gördüm. “Ahhh, ıhhh!” sesleri eşliğinde hafiften bir kasılma yaşadı. “Tamam, korkma, sakin ol!” dedim, alışıktım böylesi bir görüntüye. Arzu da ilk zamanlarımızda bu şekilde davranırdı. Şimdi annesi de kızının yolundan ilerliyordu.

“Yavaş yap, canımı acıtma!” dedi. “Tamam güzelim, korkma, çok hoşuna gidecek, korkacak bir şey yok!” dedim. Yarağımın kafası amına girmişti, çıkardım ve sonra tekrar bastırdım. Kaynanamın kalçalarından tutup iki yana biraz daha açtım. Üzerine doğru eğilirken yarağım da ıslak ve yağlı amına giriyordu.

Kaynanamın korkulu iniltileri biraz sonra kaybolmuştu. Yarağım sıcacık amının içine girmişti. Bir süre o halde kaldım ve dudaklarını, yanaklarını öptüm. Kapalı gözlerini açıp, “Tamam mı?” dedi fısıltıyla. “Evet, içindeyim şu an. Bir bütün olduk seninle, karı koca olduk. Bundan sonra dünya ahiret karı kocayız seninle!” dedim ve dudaklarına yumuldum. Eski kaynanam yeni karım iştahla karşılık vermeye başladı sözlerimden sonra. Saçlarımı çekiyor, ellerini sırtımda gezdiriyordu.

Yüzükleri ve bilekliklerinin soğuk metali çıplak etime değdikçe bundan keyif alıyordum. “Artık karımsın, benimsin. Bu saatten sonra ayrılmam senden!” dediğimde, “Ayrılma, bırakma beni, bırakma!” dedi başını zevkten sağa sola atıp yüzümü öpmeye devam ederek.

Yavaş yavaş amında gidip gelmeye başladım. Zevk dalgası her yanımda geziniyordu. “Dışarda kaynanamsın, yatakta karım!” dediğimde, “Karınım senin, karınım, kocam, her şeyim, sik karını, doya doya sik!” dedi sıcak nefesi yüzümü yakarken. Dolgun vücudu deniz yastığı gibi beni üstte tutarken, şişkin memeleri göğsümün altında yassılaşmıştı.

Bacaklarını iki yana daha da açtı. Ayakuçlarımdan destek alıyor, belimi ve götümü kaldırıp indiriyordum. Yarağım kaynanamın derin, sıcak ve bir sünger gibi ıslak kaygan amında gidip geliyordu. Terleyen kasıklarım ve iyice şişmiş taşaklarım onun kasıklarına çarptıkça yoğun ve tok ‘Şop şop şop!’ sesleri küçük yatak odamızı dolduruyordu. Elleri sırtımda, belimde ve saçlarımda gidip geliyordu durmadan. Dudaklarını, çenesini, yanaklarını deliler gibi öpüyor, kulak memelerini de emiyordum.

Sonrasında biraz doğruldum ve memelerini öpmeye çalıştım. Kaynanam iki eliyle kavradığı memelerini öpmem için kaldırırken etli uçlarını emmeye başladım. Altta çalışmaya devam ediyordum tabii ki. Hırıltılı, boğuk seslerinin arasında, “Sikkk, ohh, sikk, ahhh, sikk, çok güzeeell, uhhhh, sikkk!” diye diye beni gaza getirmeye çalışıyordu.

Zevkin her türlüsünü tattığımı düşünürdüm Arzu ile, ama annesini sikmeye başladıktan sonra bunun doğru olmadığını anladım. Hayatımda ilk defa benden büyük bir kadınla birlikte oluyordum. Olgun amcıkların da en az taze olanlar kadar tat verdiğini kaynanamın amı göstermişti.

Ellerimi iki yanından yatağa bastırarak doğruldum ve bu haldeyken daha güçlü şekilde sikmeye başladım. Kasıklarımızın çarpışmasının çıkardığı sesler artmış, aynı şekilde kaynanamın aldığı ve bana verdiği zevk de çoğalmıştı. Hiç acelem yokmuş gibi aynı tempoda götümü kaldırıp indirdikçe yarağım amına girip çıkıyordu. Uzun zamandır yarağa hasret olan kaynanam yaşadığı anın keyfiyle çarşafı çekiyor, dudaklarını emiyor, ara ara da memelerini okşuyordu.

Eski Amerikan malı yatağın güçlü yayları bizi havaya fırlatıyordu adeta. Eski ve ağır ahşap yataktan da gelen sesler her geçen saniye artıyordu. Bu şekilde sikmeye devam ederken başımı eğdim ve dudaklarından öptüm. Kaynanam enseme bastırdı güçlü elleriyle ve kendine çekti. Dudaklarımı benden daha ateşli şekilde öpüyor, emiyordu. Güçlü ellerimle destek alıyordum yataktan, belimi ve götümü kaldırıp indiriyordum hiç ara vermeden.

Boşalmamak için kendimi tutuyordum. Amacım hem amına boşalmamaktı hem de mümkün olduğunca geciktirmek. Ona yaşayamadığı duyguları ve tatları bu ilk sikişmemizde fazlasıyla vermekti isteğim. Benim nasıl bir erkek olduğumu anlamasını istiyordum. İyi bir sikici olduğumu kızından duymuştu kaynanam, şimdiyse bunu kendisi yaşayarak öğreniyordu.

Onu daha da kızıştırmak için yarağımı çıkardım amından ve dudaklarını, boynunu öptüm uzun uzun, memelerini emip yaladım. Yarağımı amının üzerine sürttüm. Sonra yeniden soktuğumdaysa çıldıracak gibi oldu. Birkaç kez daha yaptım bunu. Bacaklarını kaldırıp geriye attı. Ayaklarının kararmış tabanları tavana bakıyordu şimdi. Elleriyle dizlerinin arkasından destek oluyordu. 1.70 boyu ile kızından kısa olsa da ortalama bir Türk kadınına göre uzun kalıyordu. Uzun ve kemikli, dolgun vücudunu hareket ettirmekte zorlanmıyordu, elastik bir yapısı vardı vücudunun.

Zevkle çıkardığı seslere iniltileri, hırıltıları karışıyordu. Bense bacaklarını kaldırmasıyla birlikte daha da gaza gelip hızla pompalamaya başladım. Yarağım kaynanamın amına boydan boya girip çıkıyordu. Yıllar önce iki çocuk doğurmuş ve uzun zamandır yarak yemeyen amı o yaşta bir kadın için dar sayılırdı. Yarağımın girip çıkmasıyla birlikte genişlemeye başlasa da amının etini, sıcaklığını ve yakıcılığını hiç boşluksuz hissediyordum. Prezervatif getirmeyi akıl edememiştim, ama getirmediğim iyi olmuştu. Aksi halde kaynanamın amını tüm çıplaklığımla, ruhumla hissedemeyecektim.

Amından çıktım tekrar ve doğruldum. Yarağım kasıklarımdan kafasına kadar zevk sıvıları ile ıslanmış parlıyordu. “Domal bakalım, biraz da arkadan sikeyim seni!” dedim ve elinden tutup kaldırdım. Önümde domaldı hemen, ellerini yatağa koymuş beli yüksekte kalmıştı. Ama sonra (Belini indir aşağı!) dememe gerek kalmadan kendisi yaptı bunu. Dirseklerini dayadı yatağa, belini indirdi ve bacaklarını biraz açtı. Kaynanam olgun bir kadındı sonuçta ve neyi nasıl yapacağını (uzun zamandır yapmamış bile olsa) iyi biliyordu.

Olağanüstü bir manzara tam karşımdaydı. Kaynanamın bir genç kızınkinden farksız bembeyaz dolgun götü önümdeydi. Göt yanaklarından tutup ayırdım ve yarağımı yukarı aşağı hareketlerle götünün derin ve temiz, oldukça terlemiş yarığına sürttüm. Göt deliğinin ağzı kısa siyah kıllarla kaplı olsa da çok azdı. Göt deliğine bastırdım yarağımı, kafası girecek gibi olduğunda biraz daha bastırsam mı diye düşündüm, ama ilk anda onu ürkütmemek istediğim için hemen altındaki ayrık duran amına bastırdım. Nasılsa artık karım olmuştu, benim için Arzu’dan farksızdı. Arzu’nun benden esirgediklerini ondan alabilirdim.

Amına yavaşça soktum yarağımı, göt yanaklarını kavradım ve önce yavaş sonra hızlı hızlı sikmeye başladım. Dolgun göt yanakları löpürdüyor, belinin yağlı kalın etleri jöle gibi titriyordu. Kaynanamın aldığı zevk bu pozisyonda çoğalmıştı. Ellerimi çektim göt yanaklarından ve o şekilde siktim bir süre. Tok ve dolgun ‘Şop şop şop!’ sesleri yatak odamızı çınlatıyordu. Burası artık sadece Arzu’nun değil aynı zamanda annesinin de yatak odasıydı. Kaynanam misafir değil, ev sahibiydi artık.

Bu sırada kaynanam da kendini bana yaslamaya başlamıştı. Ben pompalamayı bıraktığımda o ileri geri yaylanarak yarağımı amına sokup çıkarttı bir süre. Ama zevk dolu dakikaların sonuna yaklaşıyordum. Boşalmaya adım adım ilerliyordum. Engel olmak için çıkardım yarağımı ve göt yarığına sürttüm yine. Kaynanam, “Ne oldu, geldin mi?” diye sordu başını kaldırıp. “Yok, daha var!” dedim, nefes nefese kalmıştım. Kaynanamın da benden farkı yoktu. Göğsümün uzun siyah kılları aynı saçlarım gibi terlemişti. Sikişmek içerisi serin olsa da terletmişti ikimizi de.

Bu pozisyonda amına girmek istemedim tekrar. Onun yerine sol tarafıma uzandım, kaynanama, “Gel şöyle, soluna yat!” dedim. Hemen yaptı dediğimi, önümde uzanmış haldeydi. Uygun pozisyonu sağlayınca sağ bacağını dizinden bükerek kaldırdım, ben de aynı şekilde sağ bacağımı kaldırmıştım. Bu halde amı ortaya çıkmıştı. Kaynanam iki eliyle yatağa bastırırken ben amına soktum yarağımı. Derin bir inilti dudaklarından dökülürken belimi ve götümü oynatarak yarağımı sokup çıkartmaya başladım amına.

Sol elimle onu alttan kavramış sağ elimle de memelerini avuçlamıştım. Kaynanam da memelerindeki elimi sıkı sıkı tutuyor, inliyor, boğuk sesler çıkarıyor ve ara sıra bana, “Kocam!” diye hitap ediyordu zevk sözcüklerinin arasında. Artık kocasıydım onun sadece damadı değildim. Ve kaynanam bundan çok mutlu olmuştu. 25 yıllık kocasını aşağı yukarı 4 ay önce toprağa vermiş ama şimdi kendine yeni bir koca bulmuştu.

Kaynanam sağ elini amına atarken ben de daha hızlı sikmeye başladım. Yarağım iyice genişlemiş ve yağlanmış amında kolayca gidip geliyordu. Yarağıma eli değiyordu ara ara. Terlemiş kasıklarım ve iyice şişmiş taşaklarım onun kasıklarına ve götüne çarptıkça çıkan ‘Şop şop şop!’ sesleri artık sadece yatak odasını değil boş ve sessiz villanın üst katını çınlatıyordu.

Bir süre sonra yorulduğum için yavaşladım ve durdum, bacağımı indirdim ve yarağımı çıkardım amından. “Yüzüstü uzanıp bacaklarını aç!” dediğimde hızlı ve çevik hareketlerle dediğimi yaparak uzandı ve bacaklarını açtı. Yatağın üzerinde X şeklini almıştı şimdi. Kalçalarının üzerine oturdum ve yarağımı yine göt yarığına sürttüm. Amı yarma şeftali misali karşımdaydı. Yavaşça bastırdığımda, “Hıhhh!” diye artık alıştığım iniltisini çıkardı. Hemen ardından ellerimi iki yanından yatağa koyarak eğildim ve bu şekilde sikmeye başladım.

Var gücümle pompalıyordum. Dolgun göt yanakları kasıklarımın ve yarak darbelerimin etkisiyle deli gibi oynuyordu. İyice terlemiştik, kaynanamın güneş görmemiş bembeyaz sırtı su içinde kalmış, içerinin loş ortamında parlıyordu. Bu arada iyice genişleyip açılmış amından osuruğa benzer sesler de gelmeye başlamıştı. ‘Şop şop şop!’ seslerine eşlik eden seslerdi bunlar.

Yarağım amının en dip noktalarına kadar ulaşıyordu. Amının içi derin ve geniş bir kuyuydu ve ben de kova misali yarağımı o kuyuya salıyordum. Çıldıracak gibiydim artık. Zevk iniltilerimiz birbirine karışıyordu. Altımızdaki yatağın ortası çukurlaşmıştı. Kaynanamın göt yanakları kızarmış, uzun saçları başını örtmüştü. Her yerimin gerildiğini, kasıldığını ve uyuştuğunu fark ettiğimde son bir gayretle yüklendim kaynanamın amına. O an, “Ahhhh yavaaşşş!” diye derin bir ses odayı doldururken döllerim amına akmaya başladı.

Kendimi tutamamış, hâkim olamamıştım. Boşalırken kendimi geri çekip amından çıkmayı düşündüm, ama yıldırım hızıyla kayboldu bu düşünce. Kaynanamın yıllardır susuzluktan kavrulan amının döllerime muhtaç olduğu düşüncesi aldı bunun yerini. Zevk ala ala, inleye inleye döllerimi akıttım içine, tarlasını suladım bol bol. Kaynanam beni çıldırtmıştı, iliklerime kadar boşaltmıştı. Bir külçe gibi yarağımı amından çıkartmadan yığıldım üzerine.

Kaynanamın sıcak ve derin nefeslerini hissediyordum. Bir süre hiç konuşamadık, ikimiz de yorgunluktan ağzımızı açacak halde değildik çünkü. Yüzünü örten, terlemiş saçlarını topladım ve yanaklarını öptüm. Kaynanamın aralık dudaklarından akan salyası yastığı ıslatmıştı.

Ona, “Çok güzeldi, çok teşekkür ederim. Erkek olduğumu fazlasıyla hissettim!” dedim ve amından çıktım. Kendimi sırtüstü bıraktım yatağa. Kaynanam bir süre o halde kaldıktan sonra yavaşça doğruldu ve başını göğsüme koyarak sarıldı. Yüzü terden sırılsıklam ve kızarmıştı. Derin nefesler alıyordu. Burun delikleri bir daralıp bir genişliyordu. Memeleri sanki daha da büyümüştü.

“Ben de çok teşekkür ederim!” dedi gözlerime bakarak. “Nasıl hissediyorsun?” diye sorduğumda, “Çok iyi, kocamla yaşamadıklarımı seninle yaşadım!” dedi memelerimi öperek. Bir süre memelerimi öptü, Arzu’nun yapmadığı bir şeydi bu, bundan keyif aldığımı hissettim ve sıkıca sarıldım.

“İçime boşaldın değil mi?” diye sordu sonra. Dudaklarımı büzdüm evet anlamında. Tepki vereceğini düşündüm ama onun yerine, “İnşallah bir şey olmaz. Öyle mutlu oldum ki, beni çok mutlu ettin!” dedi gülümseyerek. “Sen de beni çok mutlu ettin!” dedim ve terlemiş alnından öptüm.

“Arzu ile çok acayip duygular yaşadım, çok mutlu oldum. Başka hiçbir kadının beni onun kadar mutlu edemeyeceğini sanırdım ama bugün bu düşüncemin yanlış olduğunu gördüm. Seninle yaşadıklarım da en az Arzu ile yaşadıklarım kadar yoğun ve zevkliydi. Harika bir kadınsın, iyi ki varsın!” dediğimde, “Ben de öyle, iyi ki karşıma çıktın, iyi ki damadım olmuşsun, iyi ki kızım seninle evlenmiş!” dedi.

Bir süre o şekilde kaldık. Saat 14:00 olmak üzereydi. Kaynanam, “Sıcak su var mı, akıyor mu?” diye sorunca, “Var ama önce kombiyi açmam lazım!” dedim. Kombi aşağıda mutfaktaydı. Kaynanam yatarken ben de çıplak vaziyette aşağı indim. Kombiye önce su bastım, sonra da açtım.

Mutfak masasının üzerine attığım pantolonumun cebindeki telefonumdan art arda mesaj sesi gelince alıp baktım. Arzu Whatsapp’tan bir sürü fotoğrafla birkaç kısa video göndermişti. Doğum günü partisinde çekmişti. O şimdi arkadaşının kızının doğum gününü kutlarken ben de annesiyle başka bir kutlama yapıyordum. Elimde telefonla yukarı çıktım. Kaynanam ince yorganın altına girmişti. Elimde telefonu görünce tedirgin oldu, “Arzu videoyla fotoğraf atmış!” dediğimde rahatlayarak, “Ver bakayım!” dedi heyecanla.

Birlikte yan yana fotoğraf ve videolara baktık. Kaynanam torunlarını gördükçe, “Güzellerim benim, anneanneleri kurban olsun onlara!” diyerek söyleniyordu. Arzu sadece kızlarımın ve kendisinin değil doğum günü partisine katılan herkesin fotoğrafını çekmişti. Videolarda da çoğu görünüyordu. Çoğunluğu kendisi gibi türbanlı ve genç anneler küçük çocukları ve bebekleri ile gelmişti.

Derken bir anda telefon çalmaya başladığında, “Ayy!” dedi korkuyla elinden telefonu atarak. “Dur, korkma!” dedim gülerek, sonra da parmağımla sessiz olmasını işaret ettim. Arayan Arzu’ydu. Odadan çıkıp annemle babamın yatak odasına girdim ve kapıyı kapadım.

“Aşkım gördün mü attıklarımı?” deyince, “Gördüm, çok güzel çıkmış kızlarım da sen de!” dedim. Doğum günü partisi hakkında heyecanla bir şeyler söyledikten sonra, “Sen ne yaptın annemle, İnşallah başını şişirmemiştir?” dedi. “Yok, niye öyle bir şey yapsın ki?” dediğimde, “Olsun, çenesi açıldı mı bir daha kapanmaz onun!” dedi. “Kadının bir şey yaptığı yok, uğraşma annenle!” dediğimde, “Uğraştığım filan yok, bazen canımı çok sıkıyor!” dedi yanıt olarak. “Çok öpüyorum!” diyerek telefonu büyük kızıma sonra da küçük kızıma verdi. İkisinin de sesini duymak çok mutlu etti beni. Telefonu kapatıp kaynanamın yanına döndüm.

Arzu söylemediği halde, “Selamı var!” dedim. Kaynanam bu dediğime inanmamış gibi görünse de, “Aleykümselam!” dedi ağzının kenarıyla. Sonra da, “Sıcak su geldi mi?” diye sordu. “Geldi, gel bakalım!” dedim ve elinden tutup kaldırdım. Birlikte banyoya geçtik.

Sikişmemizin ilk yarısı sona ermişti. Şimdi güzel bir banyo ile devre arası yapacak sonra da ikinci yarıya geçecektik…